Love Bombing, Ghosting, Gaslighting ve Mobbing
Manipülasyon Popülasyonunun Dört Yüzü
Daktilo Müzeyyen, 1.55 boyunda, 45’li yaşlarda, kendine has bir duruşu; bazen de duramayışı olan bir hanımefendi edasıyla hayat telaşının içinde kıvrılarak süzülür dururdu. Onun “Daktilo” lakabının nereden geldiğini pek kimse bilmezdi. Bilen de umursamazdı. Umursasa bile bize ne; Daktilo işte.
Müzeyyen, yazılım sektöründe pek nam salamamış ama toplantı odalarına isim verme konusunda dünya standartlarını zorlayan bir şirkette çay ocağında çalışırdı. Şirkette “Agile Room”, “Innovation Hub”, “Sprint Cave” ve “Customer Success Temple” adında odalar vardı. Fakat ilginçtir, hiçbir projede ne çeviklik vardı ne inovasyon ne de müşteri başarıya ulaşabiliyordu. Sadece “Temple” biraz tutmuştu; çünkü içeride genelde herkes dua ediyordu.
Müzeyyen’in bu şirkete gelmesinin elbette bir sebebi vardı.
Bundan yaklaşık 38 yıl önce köyde çıkan büyük bir yangın sırasında, şüpheli biçimde ortadan kaybolan Japon balığı Hüsnünur’un kaçırılma hikâyesini gün yüzüne çıkarmak istiyordu. Hüsnünur sıradan bir Japon balığı değildi. En azından Müzeyyen öyle düşünmüyordu. Köy halkına göre Hüsnünur, yangın sırasında buhar olup gitmişti. Muhtara göre konu kapanmıştı. Bakkal Rıza’ya göre zaten balıktan hayır gelmezdi. Fakat Müzeyyen için dosya kapanmamıştı.
Çünkü bazı kayıplar kayıp değildir.
Bazıları yanlış yönetilmiş projelerdir.
Müzeyyen yıllarca bunun için plan yaptı. Defterler tuttu. Tanıkları listeledi. Yangın günü rüzgârın yönünü inceledi. Köy çeşmesinin debisini hesapladı. Hüsnünur’un fanus çapını yaklaşık olarak belirledi. Hatta bir ara balığın kaçırılma rotasını çıkarmak için nohutlarla proses akış şeması bile kurdu. Nohutlardan biri kaybolunca ayrı bir alt proje açıldı ama o konuya şimdi girmeyelim.
Sonunda kararını verdi.
Hüsnünur Projesi başlayacaktı.
Projenin resmi adı şuydu:
HÜSNÜNUR-38: Kayıp Japon Balığının İzinde Tasarım Odaklı Hakikat Arayışı Projesi
Proje kapsamı ilk bakışta basitti: 38 yıl önce köy yangını sırasında ortadan kaybolan Japon balığının akıbetini araştırmak, olayın kök nedenlerini ortaya çıkarmak, varsa kaçırılma senaryosunu doğrulamak ve köy halkının yıllardır “aman canım balık işte” diyerek kapattığı dosyayı yeniden değerlendirmek.
Fakat her proje gibi bu proje de ilk bakışta basitti.
Zaten projeleri tehlikeli yapan şey de budur.
İlk bakışta basit görünmeleri.
Proje Yönetimi Nerede Başlar?
Tasarım odaklı proje yönetimi, bir fikri doğrudan aksiyona çevirmekle başlamaz. Önce problemi anlamakla başlar. Kim etkileniyor? Gerçek ihtiyaç ne? Paydaşlar kim? Eldeki veri ne kadar güvenilir? Problem gerçekten tanımlandığı gibi mi, yoksa yıllardır tekrar edilen bir köy efsanesinin Excel’e aktarılmış hâli mi?
Müzeyyen’in ilk hatası burada başladı.
Çünkü o, Hüsnünur’un kaybolduğunu biliyordu.
Ama proje yönetimi açısından “bilmek” yetmezdi.
Tanımlamak gerekirdi.
Hüsnünur gerçekten kaçırılmış mıydı? Yangında fanus kırılmış mıydı? Balık olaydan önce hayatta mıydı? O gün köyde kimler vardı? Yangın çıkmadan önce fanusun yeri değişmiş miydi? Hüsnünur’un bakımından kim sorumluydu? Balık yemi son kullanma tarihi geçmiş miydi? Yangınla balığın kaybolması arasında nedensellik mi vardı, korelasyon mu vardı, yoksa köy kahvesinde fazla çay içmiş insanların yıllar içinde ürettiği kolektif bir sis perdesi mi vardı?
İşte iyi proje yönetimi burada başlar.
Soruyla.
Ama doğru soruyla.
Love Bombing: Projenin Balayı Evresi
Müzeyyen, Hüsnünur Projesi’ni şirkette ilk anlattığında beklemediği bir ilgiyle karşılaştı.
“Bu harika bir fikir.”
“Senin vizyonun gerçekten farklı.”
“Biz böyle hikâyesi olan projeleri çok seviyoruz.”
“Bunu dijitalleştirelim.”
“Belki mobil uygulama bile çıkar.”
“Yapay zekâ ile Hüsnünur’un son görüldüğü yeri tahmin ederiz.”
“Bu şirkete ruh katacak proje bu.”
Müzeyyen ilk kez anlaşıldığını düşündü. Hüsnünur artık yalnızca bir balık değildi; şirketin inovasyon sunumunda kullanılabilecek bir dönüşüm hikâyesiydi.
Fakat burada küçük bir sorun vardı.
Kimse proje kapsamını yazmadı.
Kimse kaynak ayırmadı.
Kimse bütçe belirlemedi.
Kimse karar mekanizmasını tanımlamadı.
Kimse “Müzeyyen bu projede hangi yetkiyle neyi yapacak?” diye sormadı.
Ama herkes çok heyecanlıydı.
İşte love bombing’in kurumsal versiyonu tam olarak budur. Başlangıçta aşırı övgü, yoğun ilgi, yüksek beklenti ve büyük sözler vardır. Ancak bu sözlerin arkasında net rol, gerçek kaynak ve sürdürülebilir destek yoksa motivasyon bir süre sonra borçlandırma aracına dönüşür.
“Bu işi ancak sen yaparsın” cümlesi kulağa güzel gelir.
Ama arkasından yetki, zaman, bütçe ve destek gelmiyorsa o cümle proje yönetimi değil, kurumsal gaz sıkıştırmasıdır.
Ghosting: Kararların Buharlaştığı Evre
Müzeyyen proje için ilk aksiyon listesini hazırladı.
Köy yangını tanıklarıyla görüşülecekti.
Muhtardan eski kayıtlar istenecekti.
Yangın günü çekilmiş fotoğraflar taranacaktı.
Fanusun son görüldüğü yer için kroki hazırlanacaktı.
Hüsnünur’un bakımından sorumlu kişilerin beyanları alınacaktı.
Projenin dijital arşivi kurulacaktı.
Her şey güzel görünüyordu.
Sonra Müzeyyen onay beklemeye başladı.
Bir mail attı.
Cevap gelmedi.
Toplantı talebi açtı.
Ertelendi.
Tekrar açtı.
“Bu hafta çok yoğunuz” dendi.
Muhtardan bilgi almak için şirket adına yazı gönderilip gönderilemeyeceğini sordu.
“Bir bakalım” dendi.
“Bir bakalım” kurumsal hayatta bazen karar değildir; konunun Bermuda Şeytan Üçgeni’ne sevk yazısıdır.
Zaman geçti.
Aksiyonlar bekledi.
Paydaşlar sustu.
Proje ilerlemedi.
Ama proje takviminde gecikme görünmeye başladı.
İşte ghosting burada devreye girer. Kurumsal ghosting yalnızca mesajlara cevap vermemek değildir. Karar vermemek, onay bekletmek, sorumluluğu askıda bırakmak, aksiyonları sahipsiz bırakmak ve belirsizliği yönetim biçimi hâline getirmektir.
Proje gecikmiştir.
Ama kimse açıkça “ben geciktirdim” demez.
Çünkü sessizlik, bazı sistemlerde sorumluluğun en steril kaçış yoludur.
Mobbing: Belirsizliğin Baskıya Dönüştüğü Evre
Bir süre sonra Hüsnünur Projesi yönetim toplantısında gündeme geldi.
Sunumda kırmızı renkte geciken aksiyonlar vardı.
Kırmızı renk, kurumsal sunumlarda bazen yangından daha fazla paniğe neden olur.
Birisi sordu:
“Bu proje neden hâlâ ilerlemedi?”
Başka biri:
“Müzeyyen takip etmiyor mu?”
Bir diğeri daha kurumsal bir ses tonuyla:
“Bu kadar kritik bir projede daha proaktif olunmalı.”
Müzeyyen şaşırdı.
Çünkü karar bekleyen konuların çoğu kendi yetki alanında değildi. Onaylar gelmemişti. Kaynaklar ayrılmamıştı. Paydaşlar dönüş yapmamıştı. Fakat gecikme görünür hâle geldiğinde, görünmeyen sistem boşlukları bir kişinin performans sorunu gibi sunulmaya başlamıştı.
Burada dikkatli olmak gerekir.
Her baskı mobbing değildir.
Her sert geri bildirim mobbing değildir.
Her proje gecikmesi kişiye yönelik yıldırma anlamına gelmez.
Ancak belirsiz hedefler, verilmeyen yetkiler, sağlanmayan kaynaklar ve cevapsız bırakılan kararlar sonradan tek bir kişinin yetersizliği gibi gösteriliyorsa, orada kurumsal risk başlamış demektir.
Mobbing çoğu zaman tek bir büyük olayla başlamaz.
Küçük küçük başlar.
Bir toplantıda cümle arasında.
Bir mailde üstü kapalı imayla.
Bir aksiyonun sessizce bir kişinin üstüne kalmasıyla.
Bir gecikmenin bağlamından koparılarak performans sorunu gibi yazılmasıyla.
Müzeyyen artık Hüsnünur’u aramıyordu sadece.
Kendi gerçekliğini de savunmaya çalışıyordu.
Gaslighting: Gerçekliğin Yeniden Yazıldığı Son Evre
En sonunda proje değerlendirme toplantısı yapıldı.
Müzeyyen, karar bekleyen konuları anlattı.
Gönderdiği mailleri gösterdi.
Toplantı taleplerini hatırlattı.
Onay gelmeyen aksiyonları sıraladı.
Derken o meşhur cümleler gelmeye başladı.
“Biz sana öyle demedik.”
“Bu zaten senin sorumluluğundaydı.”
“Bu proje hiçbir zaman bu kapsamda değildi.”
“Sen yanlış anlamışsın.”
“Biz aslında Hüsnünur’un kaçırıldığını değil, marka algısına etkisini araştırmanı istemiştik.”
“Zaten Hüsnünur diye bir balık olduğundan emin miyiz?”
İşte gaslighting burada başlıyor.
Gerçeklik yavaş yavaş yeniden yazılır.
Dün söylenen bugün söylenmemiş olur.
Onay bekleyen konu zaten onay gerektirmiyormuş gibi anlatılır.
Kapsam değişikliği hiç yapılmamış gibi davranılır.
Sorumluluk paylaşımı bir anda tek kişilik gösteriye dönüşür.
Eğer kayıt yoksa, karar logu yoksa, toplantı tutanağı yoksa, revizyon geçmişi yoksa, aksiyon takip sistemi yoksa; proje hafızası insanların hafızasına bırakılır.
Ve insan hafızası, özellikle sorumluluk paylaşımı söz konusu olduğunda, bazen fanustan kaçmış Japon balığından daha kaygan olabilir.
Gaslighting’in kurumsal hayattaki en tehlikeli tarafı budur. Kişiye yalnızca hata yaptığını düşündürmez; süreci yanlış hatırladığını da düşündürür.
Bu yüzden kayıt yalnızca bürokrasi değildir.
Kayıt, gerçekliğin sigortasıdır.
Tasarım Odaklı Proje Yönetimi Bu Döngüyü Nasıl Kırar?
Hüsnünur Projesi komik görünebilir.
Ama mekanizma son derece gerçektir.
Bir proje başlangıçta aşırı övgüyle şişiriliyor, sonra karar boşluğuna bırakılıyor, gecikince sorumluluk kişiselleştiriliyor ve en sonunda gerçeklik yeniden yazılıyorsa; orada yalnızca iletişim problemi yoktur.
Orada proje yönetimi problemi vardır.
Tasarım odaklı proje yönetimi bu döngüyü en başta kırmaya çalışır. Çünkü iyi bir proje yalnızca hedef belirleyerek başlamaz. Problemi tanımlar, paydaşları analiz eder, kullanıcı ihtiyacını anlamaya çalışır, kapsamı netleştirir, kısıtları görünür kılar, riskleri belirler ve karar mekanizmasını kurar.
Love bombing’e karşı gerçekçi proje tanımı gerekir.
Ghosting’e karşı iletişim planı ve karar logu gerekir.
Mobbing riskine karşı yetki-sorumluluk dengesi gerekir.
Gaslighting’e karşı kayıt kültürü gerekir.
İyi niyet değerlidir.
Ama iyi niyet sistem değildir.
Sistem; rol, kapsam, veri, kayıt, karar, termin, risk ve sorumluluk bütünüdür.
Yazarın Notu
Daktilo Müzeyyen belki Hüsnünur’u hiçbir zaman bulamayacak.
Belki Hüsnünur gerçekten yangında kayboldu.
Belki kaçırıldı.
Belki de yıllardır köy kahvesinde anlatılan bu hikâye, nemli bir hafızanın abartılı ürününden ibaret.
Ama proje yönetimi açısından mesele Hüsnünur’un nerede olduğu değildir.
Mesele şudur:
Bir proje nasıl başlatılır?
Nasıl sahiplenilir?
Nasıl kayıt altına alınır?
Nasıl takip edilir?
Ve işler sarpa sardığında gerçeklik kimin hafızasına bırakılır?
Love bombing, ghosting, mobbing ve gaslighting yalnızca ilişkiler dünyasının popüler kelimeleri değildir. Kötü tasarlanmış kurumsal sistemlerde de farklı maskelerle karşımıza çıkabilirler.
Başta gereğinden fazla övgü.
Ortada gereğinden fazla sessizlik.
Sonra gereğinden fazla baskı.
En sonda da gereğinden fazla “sen yanlış anlamışsın.”
Teknik ve edebi yazılarla yazariz.com topluluğuna katkı sağlamaktadır.